3- Zararlı Oyunlar:

  • user warning: Table 'arif_beyan.beyan_captcha_points' doesn't exist query: SELECT module, captcha_type FROM beyan_captcha_points WHERE form_id = 'comment_form' in /home/beyan/domains/beyan.org/private_html/modules/captcha/captcha.inc on line 60.
  • user warning: Table 'arif_beyan.beyan_captcha_points' doesn't exist query: SELECT module, captcha_type FROM beyan_captcha_points WHERE form_id = 'user_login_block' in /home/beyan/domains/beyan.org/private_html/modules/captcha/captcha.inc on line 60.

Bunlar dinen yasaklanmış olan kumar, tetayyur (uğursuzluk çıkarma), bahisli müsâbakalar gibi oyunlardır. Bunlarla behemahal yasaklanmış bir husus bulaşmaktadır veya bulaşması muhtemeldir. Güvercinle ilgili teferruâtta da görüldüğü üzere, aslında meşru olan bütün oyunlar bu şekle döküldüğü takdirde zararlı ve menhî gruba girer. Yasaklanmış olan veya bu hüviyete girmiş olan oyunlardan çocukların korunması gerekmektedir. "Allah'ın her yasakladığı şey, büyük günahtır, hatta çocuğun kumar oynaması bile" diyen Hz. Peygamber (aleyhissalâtu vesselâm) çocuğun bu işteki mesuliyetini onun anne, baba gibi sorumlusuna yüklemektedir: "Çocuğun cevizle (kumar) oynar görüp de kulağını çekmeyen ebeveynin kırk gün namazı kabul edilmez."

Bu gruptan, bir de o devirde bilinip de yasaklanmış oyunlar vardır. Bunlardan biri tavladır. Hz. Peygamber (aleyhissalâtu vesselâm): "Kim tavla ile oynarsa Allah ve Resûlüne isyân etmiştir" der. Müslim'de de tahric edilen bir diğer rivayette tavla oynamanın tahrimiyeti: "Tavla oynayan, elini domuzun etine ve kanına batırmış gibidir" sözleriyle ifade edilmiştir. Nâfi'nin rivayetine göre "İbnu Ömer aile efradından tavla oynayanı yakalarsa oynayanı döver, oyun aletini de kırardı."

Hz. Peygamber (aleyhissalâtu vesselâm) zamanında pek yaygın olmadığı -ve belki de bilinmediği- anlaşılan satranç için de kerâhet ifade edilmiş, ancak nass yokluğu sebebiyle kesinlikle tahrimine hükmedilmemiştir. İmam Şâfiî, tahrimi hususunda tavakkufu tercih ederken, İbnu Teymiyye tahrimine kâil olur ve edille ikamesine çalışır. Hattâbî (v. 388): "Bazı âlimler, harb ahvali ve düşmanın hilesi üzerinde düşünmeye sevkedeceği zannıyla satranç oyununa ruhsat verdiler" dedikten sonra, bununla kumara yer verilmeden oynansa bile, oynayanların bir çoğu namazı vaktinden te'hir etmeye; birçoğu da dilinden kötü söz eksik etmemeye mütemayil olduklarından, bununla iştigal edenlerin mürüvvetlerini kaybedeceklerini, şehadetlerinin makbul olmayacağını söyler.

Mûsikî için de durum aynıdır. Bayram, düğün gibi hususî durumlarda tecviz edilmiş olan mûsikî, bunun dışında kerih addedilmiştir. Sûfilerin raksa cevaz istidlâl etmelerine imkan veren bazı rivâyetler de bizzat Hz. Peygamber (aleyhissalâtu vesselâm)'in bayram günü eğlence ve şenlik yapan Habeşli çalgıcıları dinleyip oyuncuları seyrettiği sabit ise de, yine bizzat Hz. Peygamber tarafından mûsikî "Kalbte nifakı yeşertici" olarak tavsif edilmiştir. İbnu Abbas, Kur'ân-ı Kerîm'de geçen: "İnsanlardan kimi de vardır ki Allah yolundan bilmeyerek saptırmak ve o yolu eğlence yerine tutmak için bâtıl ve boş lafa müşteri çıkar..." (Lokman 6) âyetinde geçen "bâtıl ve boş laf"la mûsikî ve benzeri şeylerin kastedildiğini söylemiştir.

Gazâlî mûsikinin kalbe son derece müessir olduğunu, ancak kalbde mevcut olan şeyi ortaya çıkardığını, iyilik varsa iyiliğin, kötülük varsa kötülüğün "mevzun nağmelerle" ortaya çıkacağını söyler ve bu konuda alimlerin münakaşalarını sunar. Mûsikî konusuna hususi bir bahis ayıran İbnu Haldun bilhassa harpte askerlerin cesaretini artırıcı bir te'sire sahip olduğunu belirtir. Günümüz terbiyecileri de mûsikînin çocuk şahsiyetinin gelişmesinde müessir olduğunu söylemektedirler.

Hülasa etmek gerekirse musikinin insan üzerindeki te'siri, bidayetten beri, İslam âlimlerince de kabul edilmiş olmasına rağmen, birinci planda menfî te'sirleri nazara alınarak çocukların terbiyelerinde fazla yer verilmemişe benziyor. Hatta Ömer İbnu Abdilaziz'in, çocuğunun müeddibine: "Bana sikalardan ulaştığına göre, müzaifin sesi ve şarkıların dinlenmesi kalpte nifakı yeşertir, tıpkı suyun bitkileri yeşertmesi gibi" diye yazdığı rivayet edilir ki, bu söylediğimizi te'yid eder.

Ancak tekrar belirtelim ki sünnetten intikal eden rivayetlerde mutlak bir tahrim mevzubahis değildir. Bu sebepledir ki âlimler bu konuda ihtilaf etmişlerdir. Üstelik bayram ve düğünlerde de mübahtır. Şu halde herşeyde olduğu gibi mûsikînin de fazlası ve havâiliğe atacak miktar ve çeşidi menhi addedilmiş olmalıdır. Aksi takdirde, insan hayatında yokluğu düşünülemeyen bir şeyin tamamen yasaklanmış olması gerekir ki, buna ne sünnette ne de âlimlerde rastlanır.[75]

[1] Buhârî, İman: 34, 40, İlim: 25; Müslim, İman: 8.

[2] Buhârî, Savm: 2, 9; Müslim, Sıyâm: 30.

[3] Ahmet Kalkan, Kur’an Kavram Tefsiri.

[4] Buhârî, Savm: 9; Müslim, Sıyâm: 30.

[5] İbn Mâce, Sıyâm: 21.

[6] Tirmizî, Deavât: 86.

[7] Yunus Apaydın, İlmihal I, İman ve İbâdetler, İSAM Y. s. 379-383; Ahmet Kalkan, Kur’an Kavram Tefsiri.

[8] Buhârî, Savm: 9.

[9] Buhârî, Savm: 10.

[10] Buhârî, Savm: 9.

[11] Süleyman Ateş, Yüce Kur'an'ın Çağdaş Tefsiri, c. 1, s. 304-305; Ahmet Kalkan, Kur’an Kavram Tefsiri.

[12] Tirmizî, Deavât: 86, 87, hadis no: 3519.

[13] Ahmet Kalkan, Kur’an Kavram Tefsiri.

[14] Ahmet Kalkan, Kur’an Kavram Tefsiri.

[15] Meselâ, bkz. Bakara: 2/286, 183-185.

[16] Ahmet Kalkan, Kur’an Kavram Tefsiri.

[17] Ahmet Kalkan, Kur’an Kavram Tefsiri.

[18] Tirmizî, Deavât: 87, hadis no: 3519.

[19] Ahmet Kalkan, Kur’an Kavram Tefsiri.

[20] Buhârî, Savm: 10, Nikâh: 2, 3; Müslim, Nikâh: 1, 3; İbn Mâce, Nikâh: 1; Nesâî, Sıyâm: 43, Nikâh: 3; İbn Mâce, Nikâh: 1; Dârimî, Nikâh: 2; Ahmed bin Hanbel, I/378, 424, 425.

[21] Tirmizî, Zühd: 47; İbn Mâce, Et'ıme: 50.

[22] Ahmet Kalkan, Kur’an Kavram Tefsiri.

[23] Dârimî, Vesâyâ 1, hadis no: 108.

[24] Tirmizî,  Zühd: 47, hadis no: 2381;  İbn Mâce,  Et’ıme: 50, hadis no: 3349.

[25] Kütüb-i Sitte, c. 11, s. 126.

[26] Kütüb-i Sitte, c. 11, s. 126.

[27] Buhâri, Et’ıme: 12; Müslim, Eşribe: 186 -2063; Tirmizî, Et’ıme: 20 -1820-; Muvattâ, Sıfatu’n Nebî: 10 -2, 924-.

[28] Hadisin farklı rivâyetleri için bkz. K. Sitte, 11/123.

[29] Bu değerlendirmelerin özeti olarak yedi sayfa tutarında açıklamalar için bkz. K. Sitte, c. 11, s. 122-128.

[30] Kütüb-i Sitte, c. 11, s. 128.

[31] Buhâri, Et’ıme: 11; Müslim, Eşribe: 178 -2058-; Tirmizî, Et’ıme: 21 -1821-; Muvattâ, Sıfatu’n Nebî: 20, 52, 928.

[32] Kütüb-i Sitte, c. 11, s. 129.

[33] Tirmizî, Kıyâmet: 38 -2480-; İbn Mâce, Et’ıme. 50 -3350-.

[34] İbrahim Canan, Kütüb-i Sitte Terc. ve Şerhi, c. 11, s. 130.

[35] Milaslı İsmail Hakkı, Tıbb-ı Nebevî, s. 22.

[36] Kastalâni, el-Mevâhibu'l Ledünniye, s. 22.

[37] Hemmerdinger, Midenizi Koruyunuz, Terc. Cevat Bilge, s. 31.

[38] Câmiu’s Sağîr, 1/13.

[39] Ahmet Kalkan, Kur’an Kavram Tefsiri.

[40] Bakara: 2/183, 184, 185, 187, 187, 196, 196; Nisâ: 4/92; Mâide: 5/89, 95; Meryem: 19/26; Ahzâb: 33/35; Mücâdele: 58/4.

[41] Bakara: 2/185.

[42] Âyette geçen “es-sâihûn” oruç tutanlar olduğu gibi, cihad edenler ve yeryüzünde Allah’ın kudretini, güzel eserlerini ve ibret alınacak şeyleri görmek, bilgi kazanmak veya gönlünce ibâdet ve tâatını yapabilmek için seyahat edenler mânâsını da ifâde etmektedir. 

[43] Buhârî, Savm: 2, 9, Libâs: 78; Müslim, Sıyâm: 163, 164, hadis no: 1151; Ebû Dâvud, Savm: 25, hadis no: 2363; Tirmizî, Savm: 55, hadis no: 764; Nesâî, Sıyâm: 41; İbn Mâce, Sıyâm: 1, Hadis no: 1638, Edeb: 58, hadis no: 3823; Muvattâ, Sıyâm: 58.     

[44] Buhârî, Savm: 4, Bed’ü’l-Halk: 9; Müslim, Sıyâm: 166, hadis no: 1152; Nesâî, Sıyâm: 43; Tirmizî, Savm: 55, Hadis no: 765.

[45] Tirmizî, Cihâd: 3, hadis no: 1624.

[46] Buhârî, Cihâd: 36; Müslim, Sıyâm: 167-168; Tirmizî, Fezâilu’l-Cihâd: 3; Ebû Dâvud, Cenâiz: 3.

[47] Tirmizî, Deavât: 86, 87, hadis no: 3519.

[48] Buhârî, Savm: 9; Tinmizî, İman: 8.

[49] Ahmed bin Hanbel, III/396.

[50] Buhârî, Savm: 9.

[51] Müslim, Sıyâm: 164; Nesâî, Sıyâm: 42.

[52] Ahmed bin Hanbel, II/174.

[53] Buhârî, İman: 28, Savm: 6; Müslim, Sıyâm: 203, Müsâfirîn: 175; Ebû Dâvud, Ramazan: 1, Savm: 57; Tirmizî, Savm: 1, Cennet: 4; Nesâî, Sıyâm: 39; İbn Mâce, İkamet: 173, Sıyâm: 2, 33.

[54] Y. Apaydın, a.g.e. s. 384 vd.

[55] Durak Pusmaz, İslâm Ansiklopedisi, c. 5, s. 221-222.

[56] A. Rıza Demircan, İslâm Nizamı, c. 1, s. 330-333.

[57] Şâmil İslâm Ansiklopedisi, c. 5, s. 288-291.

[58] M. Sait Özervarlı, TDV İslâm Ansiklopedisi, c. 24, s. 124-125.

[59] Bakınız Hanefî Mezhebi'nden İbrahim el-Halebî, Kebîr. Dersaadet 1325. s. 326-227; Şafiî Mezhebinden Ahmed b. Hacer el-Haytemî. Tuhfet'ül-Muhtac bi Şerh'il-Minhâc, c. l s. 189. baskı yeri ve tarihi yok. Mâlikî Mezhebinden Muhammedel el-Huraşî alâ muhtasar-ı Seydî Halîl, Dar-ı Sadır. Beyrut, c. l. s. 214; Hanbelî Mezhebi'nden İbn Kudâme. el-Muğnî, Mısır, Mektebet'ül-Külliyât'il-Ezheriyye. c. l. s. 382-383.

[60] Ahmet Muhtar Paşa Islahut-Takvîm, İstanbul, s. 62. 71; Ahmed Muhtar Paşa Rıyazü'1-Muhtar s. 320

[61] Bu zatın adı geçen eserleri büyük yanlışlarla doludur. 30° enleminden sonra görülmeyen zodyak ışını nasıl oluyor da 41° enleminde, rasat için hiç elverişli olmayan Büyükdere Camiin küçücük minaresinden görülüyor. Redhouse müslüman olmadığına göre dini konularda onun görüşüne nasıl itibar edebilir? Bu zatların kendileri için lütfedip de İstanbul'da bir kez rasat yapmamışlardır. Bu büyük hata, şimdiye kadar ulemanın takvimcilerin görüşünü gözden geçirmemelerinden kaynaklanmıştır.

[62] Şemsüddin es-Serahsî, el-Mebsût, Mısır, c. 1, s. 145; Ahmet b. Hacer el-Haytemî, Tuhfet'ül-Muhtac. c. L, s. 190.

[63] Abdulaziz Bayındır, Altınoluk Dergisi, 1989 Nisan, Sayı: 38, Sayfa: 11.

[64] İbrahim Canan, Kutub-i Sitte Tercüme ve Şerhi, Akçağ Yayınları: 8/57.

[65] İbrahim Canan, Kutub-i Sitte Tercüme ve Şerhi, Akçağ Yayınları: 8/57-58.

[66] İbrahim Canan, Kutub-i Sitte Tercüme ve Şerhi, Akçağ Yayınları: 8/58-59.

[67] İbrahim Canan, Kutub-i Sitte Tercüme ve Şerhi, Akçağ Yayınları: 8/59.

[68] İbrahim Canan, Kutub-i Sitte Tercüme ve Şerhi, Akçağ Yayınları: 8/59-61.

[69] İbrahim Canan, Kutub-i Sitte Tercüme ve Şerhi, Akçağ Yayınları: 8/61-62.

[70] İbrahim Canan, Kutub-i Sitte Tercüme ve Şerhi, Akçağ Yayınları: 8/62.

[71] İbrahim Canan, Kutub-i Sitte Tercüme ve Şerhi, Akçağ Yayınları: 8/62.

[72] İbrahim Canan, Kutub-i Sitte Tercüme ve Şerhi, Akçağ Yayınları: 8/62-63.

[73] İbrahim Canan, Kutub-i Sitte Tercüme ve Şerhi, Akçağ Yayınları: 8/63-64.

[74] İbrahim Canan, Kutub-i Sitte Tercüme ve Şerhi, Akçağ Yayınları: 8/64-65.

[75] İbrahim Canan, Kutub-i Sitte Tercüme ve Şerhi, Akçağ Yayınları: 8/65-6

Yeni yorum gönder

  • Web sayfası ve e-posta adresleri otomatik olarak bağlantıya çevrilir.
  • İzin verilen HTML etiketleri: <a> <em> <strong> <cite> <code> <ul> <ol> <li> <dl> <dt> <dd>
  • Satır ve paragraflar otomatik olarak bölünürler.

Biçimleme seçenekleri hakkında daha fazla bilgi

sponsorlu bağlantılar